aaaaaa Home Archive Random Ask Theme





[Flash 9 is required to listen to audio.]
Title: Neden Artist: Jehan Barbur 2 plays

Nasıl mı biliyorum? Kelimelerinden biliyorum, zihnimde kol gezen düşüncelerimi hizaya sokamadığım zamanlarda içimde platonik kıskançlık ile okuduğum cümlelerinden biliyorum, ‘ne acayip birbirini bilmeden aynı duyguları hissederek, aynı şeyleri düşünmek de mümkünmüş’ diye fikrimin tersini bana düşündürttüğün zamanlarımdan biliyorum seni, uzağından biliyorum, yakınlığından biliyorum, kaleminden biliyorum seni.

 ”ve zaman böyle bir şeydi işte. Mutluyken kısacık, mutsuzken koca bir ömür gibi.”



Sizi seviyorum.

Tanımadığım insanlarla nasıl oluyor da arkadaş oluyorum?Niye birilerinin dürtüp yanındakine beni gösterdiğinizi bilmiyorum.Ama sizi seviyorum!

Fısıldıyorsunuz, ismimi duyuyorum.Bana dair bir şeyler daha.Benden bahsediyor olmanız fikri mantıklı değil.Sizi tanımıyorum bile.

Hayır, bahsettiğiniz tam olarak benim. Sizi dinlediğim için özür dilerim. Fakat sizi tanımıyorum.Sizi duymamak için birazdan, bir şarkı daha ezberleyeceğim.Sebeplerinizi bildiğimi zannediyorsunuz. Bilmiyorum.Açıklamıyorsunuz da.Bir insanın nasıl adım attığını biliyorum. Adımlarınızı ezberlememi acaba neden, bu kadar istiyorsunuz.Konuşacaklarımız vardı hani.

Herkesin içinde yaşattığı mutlu küçük çocuklarla tanışıyorum, ben mutlu küçük oluyorum, içimdeki mezun oluyor herhangi bir okulundan etrafın, ben küçülüyorum. Bu yüzden o yazıyor, ben izliyorum… 

Beyaz sayfaların dertli küçük harflerini dinlerken hep, günden güne büyüyen küçük bebekler aklıma gelir. Sanki benim büyümem bitmiş gibi.Ve biliyorum.Büyüdüm ve mutluyum.



Anlatacaklarım var ama sen yine de anlama.Birkaç kelime istesen,yeter.Ben acımı paylaştığım an,sen duyduklarını unutmalısın.Söz ver.Anlatmam yoksa.Küçük bir yerdeyim.Nerede fazla kalsam,orası küçücük kalıyor.


Herkes hayatının film gibi olmasını ister ya,ben soundtrack olmasını istedim.

Beni anlayabilen, beni anlatabilen tek şey “müzik”.Müzik hayatıma o kadar yerleşmiş durumda ki kelimeler yetersiz kalır.Başka yerlerde bulamadığım, başka insanlarda tadamadığım duyguları bana yaşattıran, ne olursa olsun bana küsmeyen, her daim benimle olan tek aşkım. Bunun adı farklı bi şey.Müzikten başka bir şey bana haz vermiyor.İster parmaklarımın ucunda, ister kulağımda bir şekilde kendini hissettiriyor.Belki geçmişimde yaşadığım şeyler, belki gelecekte yaşayacağım sevinçlerim, her şeyimde müziğin etkisini bulmak mümkün.

Aslında benim bu duruma gelmem de abimin etkisi var.Yaşımı bile hatırlamadığım zamanlarda abim sürekli anlamı hakkında en ufak bir bilgimin olmadığı popüler elektronik müzik parçalarını müzik setinin sesini sonuna kadar açıp dinlerdi.Öyle başladım ben müzikle olan ilişkime.Kendimce uydurduğum kelimelerle eşlik ederdim bütün şarkılara.Ama sonra dinlemek ve eşlik etmekten çok öte bir şey haline geldi müzik benim için.Benim ön yargılarımı yıkışım hep müzik sayesinde oldu.Önce bir tarzın düşündüğüm gibi olmadığını öğrendim daha ilkokuldayken.Sonra da çorap söküğü gibi geldi diğerleri.Hiç bir şey düşündüğüm gibi değildi bu hayatta.Bana bunu öğreten ilk şey müzik oldu.

Bobby Vinton bölüyor sessizliği : Mr.Lonely diyor(  http://fizy.com/#s/2b40rl ) . sesinde bir hüzün , sanki ağlayacakmış gibi.Hüzün verici bir şarkı bu dinlediğim.Bazen, kendi kafamda yaratmaya çalışıyorum bu müziği, mutsuzluğun müziğini kim yapacak diye merak ediyorum.Belki de öyle bir şey yok ve dinlediğimizde biz onu mutsuzluğun müziği yapıyoruz. 

Müziğin içinde kendimizi kaybetmek , gerçek hayattan saklanmak aslında yaptığımız.Hem bize zaman kazandırıyor bu. Çünkü kelimelerle aynı şeyleri ifade etmemiz sonsuza kadar sürebilirdi.Eminem ,Lose Yourself dediğinde işte bunu kastediyordu. ( http://fizy.com/#s/16pg15 )

Hava o kadar güzel ki … Diğer insanların mutlu olmaları sizi de tetikliyor sanki.Mutluluk; kırlarda koşmak, diğer insanları bir an için unutmak..Böyle büyülü bir bahar gününe başlamak için güzel şeyler dinlemek gerek.Yann Tiersen’ den J’y Suis Jamais Allé güzel gider… ( http://fizy.com/#s/129yw3 )

Bahar geliyor ve daha önce hiçbir şey ifade etmeyen şeylerin bir manası oluyor artık.En güzel his; bir akşamüstü denize karşı durmak, kollarını açmak ve esen meltemin seni esir almasına izin vermek.Bazen şarkıları uzun tutmak gerekiyor , söylecek sözlerimiz olmadığında.We’ll Rock You ( http://fizy.com/#s/37p3x1 )  ile başlayıp We’re The Champions ( http://www.youtube.com/watch?v=04854XqcfCY&ob=av3e )  ile devam etmek ya da daha sakin ve ruhu esir alıcı olanı seçip , Somewhere Over The Rainbow ( http://fizy.com/#s/16qck3 )  ile başlayıp What A Wonderful World ( http://fizy.com/#s/1ai5y5 )  a bağlamak.

Bazen de güzel bir günde yağan yağmur ile rahatlamak istiyor insan.Güneş ve gözlerin gördüğü güzelliklerle yetinmeyip gerçekten hissedebilmeyi istiyor.Geri kalanı umursamayıp Singing İn The Rain’ ( http://fizy.com/#s/170ex2 ) i suların içinde dans ederek söylemek istiyor.Artık yağmur’un sadece onun üzerine yağmadığını öğreniyor bir taraflarda Why Does İt Always Rain On Me ( http://fizy.com/#s/16o8kt ) diyor,gençler.

Sonra bahar gelip geçiyor..Artık o eski büyülü düşler yoklar, geri gelmeyecekler, bizi terk ettiler. olsun , müziğin sesi yine sonuna kadar açılacak ve hiçbir zaman emsallerine rastlanamayacak sesler dinlenecek. John Lennon’u hatırlayacak insanlar bir Fiona Apple ( http://fizy.com/#s/1dlbny ) nefesinde ya da A Perfect Circle’ın ( http://fizy.com/#s/1chb2t ) karanlık İmagine denemesinde.Belki de Cranberries’in silah sesi ile biten o I Just Shot John Lennon şarkısında ( http://fizy.com/#s/1d7djf )…MJ’i hatırlayacağız herkesi şaşırtan Thriller videosu ile ( http://www.youtube.com/watch?v=sOnqjkJTMaA&ob=av2e )… Genç Van Halen ( http://fizy.com/#s/1d7arq ) ’in solosunda hissedeceğiz onu ve ölümsüz olduğunu düşünmeye devam edeceğiz, kim ne derse desin.Belki Kurt Cobain’i hatırlayacağız bir kez daha ve onun The Man Who Sold The World söyleyişini… ( http://fizy.com/#s/17aabv )

Geldiğimiz toprakların müziklerini dinleyeceğiz bazen.Balkanları,Kafkasya’yı anımsayacağız; hiç görmemiş olsak da.Tekrar düğün, festival gezdiğimiz ama bunu yaparken evimizden çıkmadığımız o şahane şarkıları anımsayacağız.Yeni gelenlerin eskilerin ruhlarından parçalar getirdiklerini ve bizim onlarla beraber yeniden dünyaya aşık olduğumuzu göreceğiz.Her gün dünyaya yeniden aşık oluruz ve yine her gün onu yok etmek isteriz..Bu böyle sürüp gidecek.

Bir müzik, kulağa çalınan hoş bir melodi olacak hayatımız. inişleri ve çıkışları olan bir şarkı …Gün geldiğinde bırakacağız söylemeyi ve söylenenleri dinlemeyi.Susup sessizlikte gizleneceğiz; tüm dinlediklerimiz, tüm anılarımız bize kar kalacak..Müzikten önce sessizlik vardı..Sonunda ona kavuşacağız, huzurlu bir sessizlik şarkısı dinlemeye başlayacağız. hiç bitmeyecek.

Evlediğim insan,hayatıma girecek kişinin beni ne kadar sevdiğini öğrenmek için kendisine iğrenç sesimle bu şarkıyı Adele kıvamında bu şarkıyı söyleyeceğim ( http://fizy.com/#s/20rlfe ).

Herkes hayatının film gibi olmasını ister ya,ben hep soundtrack olmasını istedim.Müzik benim yaşama sebebim.Ne kadar yazsamda müzik dinlerken,söylerken o hissi anlatamam.Üşünüyorum arada sırada nasıl ben bu hale geldim diye.İki şey var hayatımda bu kadar çılgınca bağlandığım çünkü; biri müzik diğeri de yazı yazmak.Bana eziyet etmek için hayatımdan biri bunları çıkarsa sanırım 2-3 hafta içinde hayattan hiç bir zevk almayan birine dönüşürüm. 

Çoğu zaman motivasyonumdur müzik.Bir şeyi yapmak için en umutsuz olduğum anlarda bir kaç şarkı yeterli olur tekrar eski halime dönmeme.En yakın dostunun söyleyebileceği samimi sözlerden çok daha etkileyicidir.Dediğim gibi; 

Herkes hayatının film gibi olmasını ister ya,ben soundtrack olmasını istedim.Bir kaç kare, gerekliyse de belki kısa bir iki diyalog. Ama baştan sona hep müzik…

Son olarak.Eğer müziği seven ve ilgilenen bir insansan,eline çok fazla şarkı geçer.Çok fazla şey duyarsın.Biliyorum,bir yerden sonra mesela birisi gelip ” Hey Sevgi,Iron Maiden iyi şarkı yapmıyor lan,o kadar dinliyorsun ama bu heriflerde iş yok,boşa gürültü” dediği zaman,ona sadece bir şarkı dinletebilecek kadar vaktin oluyor.Bunun için en iyisini seçmek gerekiyor.

http://www.youtube.com/watch?v=TlFCfkyuQM0

Herkese,bol müzikli yıllar!


Her türlü engellemeye rağmen her branşta yine, halen zirveye oynayan, Türkiye’nin en büyük spor kulübü.

Zamanında bu takımın başkanları, Ali Şen ve Aziz Yıldırım yayın ihalelerinde horozlanıp tüm takımların alacağı gelirleri yukarıya çekmeseydi, evet şimdi yıldız diye takımlarınızda görüp gururlandığınız çoğu futbolcuyu izleyemezdiniz.

Fenerbahçe, zamanında ilk kendine özgü modern ve atmosferi yüksek stadını inşaa etmeseydi, sizler de şu an hala iğrenç bakımsız, taraftarlarına saygısı olmayan stadlarda mal mal oturuyordunuz.

Unutmayın çok kez bu takım rest çekmiştir.Daha yüksek gelirler için sürekli havuzdan çıkmakla tehdit etmiştir.Kendi kanalını kurup kendi dekoderini satmakla ve sürekli takımların hakkının daha fazla olduğunu savunmuştur.

Sonuç? giderek yükselen yayın ihaleleri ve giderek yükselen kulüp gelirleri.
Peki ligin kalitesi arttı mı? Ne oldu Avrupa Şampiyonlukları mı geldi? Galatasaray UEFA kupasını alınca mı arttı gelirler? Yani ligin kalitesinin artmasıyla bu gelirlerin artması eşit orantıda diyebilir miyiz? Hayır!

Tamamen bu takımın lokomotif olmasıyla, inat edip daha çok gelir istemesiyle olmuştur.Şu an digitürk gelirini çıkartın tüm takımlardan bütün takımlar iflas eder. Hiç birisi ayakta kalamaz.Tahminen her kulübün ortalama gelirinin %80-90 lık kısmı yayın haklarından geliyor.

Hala boru boru konuşmayın.İçerdeki adam bir haltlar yemiş olabilir.Yanlışlar yapmış olabilir.Suçlu da olabilir.Ama yine de bir teşekkür borçlusunuz.O adamın kişiliğne olmasa bile bu takıma olan aşkına borçlusunuz en azından o teşekkürü.Bunu unutmayın.Adam sürekli, inatla, hırsla daha fazla daha fazla demiştir yayıncı kuruluşa ve federasyona.Bu takıma olan aşkından yaptı tüm bunları.Objektif olun.

Şike mike muhabbetleri gerçekten hepimizin içindeki fanatizmi değil piçi dışarıya çıkardı hem benim gibi Fenerbahçeli arkadaşların hem de rakip takım taraftarlarının artık her şeyin bokunu çıkardığını düşünüyorum.Bizler fanatik inanılmaz taraflı insanlar olabiliriz ama sonuç olarak insanız ve ülkenin tamamının yakından takip ettiği bir konuda kişiler hakkında atıp tutarken daha dikkatli olmalısınız.Biri savundu diye saldırmak biri düştü diye vurmak insanlığa sığmadığını düşünüyorum.
Fenerbahçe Spor Kulübü çok büyüktür.Düşse de çıksa da şike de yapsa yapmasa da Türkiye’de birçok kurum ve kuruluşun üzerindedir.

İçerideki insanların büyük çoğunluğunun suçsuz olduğunu düşünmekle birlikte futbola siyasi bir darbenin girdiğini düşünmekteyim.

25 Aralık Büyük Fenerbahçe Mitingine katıldığım ve bu renklere olan aşkımızın daha da kuvvetlenmesini sağlayan bir mitingdi.Efsane kadronun oyuncularından tutun da Alpaslan Akkul ‘a kadar herkesin söz aldığı hissettiklerini dile getirdiği bir miting idi.Çok da güzeldi. Soğuğa da hiç aldırmadık.Sayıya takılan diğer takımların taraftarları polis raporuna göre 35-40 bin deniyormuş.Rakama takılmasın insanlar medya zaten farklı yansıtıcak bir şekilde.

Ayça Tekindor ’un dediği gibi iyi ki de kamera var ekrandan bakıyorum yoksa anlaşılmıyor diye hani. Tamer Yelkovan -ki kendisi önce sporcu sonra antrenör ve iktisat mezunu ve kulübe olan büyük bağlılığındana dolayı mali işler birminin başında idi- un eşi ve çocuklarının sahneye çıkması eşinin konuşması ve çocuklarının taşıdığı yazı çoğumuzu duygulandırdı.

Taraftar soruyor: nasıl koydu Aykut Kocaman?
Aykut Kocaman: özür dilerim, ani oldu! 
Ercüneyt Özdemir ’in şarkısında dediği gibi: Fenerbahçe’li olmak ne güzel bir şey!

“aşk”ımız…

aşkım…
Diyorlar ki, futbol takımın küme düşürelecek.Sonra ekonomik kötüleşmeden dolayı amatör şubeler bir bir bitecek. bi daha da götü toparlayamaz…
Yahu bu mallar bilmiyorlar mı ki, biz seni süper lig’de oynadığın için mi seviyoruz sanki? amatöre düşsen nolur, caddelerde maç yapsan nolur? orası, o küçük dünya bile sapsarı-laplacivert olmaz mı sanıyorlar acaba?

Diyorlar ki, 5-10 seneye kadar 1 tane fenerli kalmayacak…
bilmiyorlar ki, evladıma bırakacağım tek mirasımsın. bir baba evladına yalnız bile kalsa gururlu ve güçlü durabilmeyi öğretebildiyse, daha başka ne öğretsin? sen büyüdükçe, yalnız kalıp, diğerlerinin karşısında tek başına durmaya çalıştıkça, Fenerbahçeli olmanın gururunun ne kadar büyüdüğünü bilmiyorlar mı?

Fener ligden düşünce lig tertemiz olacakmış. la amınakoyim verelim gitsin ya! alsınlar Erman Toroğlu’yla rasim ozan kütahyalı’nın, Mehmet Baransu’nun yorumladığı tertemiz ligleri olsun. birileri bizi utandıracak bir şeyler yaptıysa, bizim suçumuz değil ya, cezası neyse gene biz çekelim dostum. ne farkeder ki o formanın hangi ligde oynadığı? nasılsa bütün pisliklerin kaynağı Fener (!). geri kalan herkes tertemiz nasılsa!

Şikeyi savunuyormuşuz! peh! şike yapanın götüne armandaki yaprağın ağacı girsin! bir insanın şike yaptığına inanmamanın bir hak olduğunu anlamıyorlar mı? idam mahkumunun bile bazı hakları olduğunu, hiçkimsenin daha suçu kanıtlanmadan bu derece itibarsızlaştırılıp, bu derece hukuksuzluğa maruz bırakılamayacağını söylemenin “adalet” gereği olduğunu bilmiyorlar mı? ama yaptıysa onu yerin dibine sokacak olanın, yüzüne tükürüp götüne tekmeyi basacak olanın, kendi suçu olmadığı halde cezasına sonuna kadar katlanacak olanın, ceza küme düşmekse düşürmeyenin götüne o kupaları sokacak olanın, hiç bir zaman kayırma peşinde koşmayıp, sadece “adalet” isteyenin yalnız ve ancak Fenerbahçe taraftarı olacağının farkında değiller mi?

farkındalar fener’im, biliyorlar… adları gibi biliyorlar. bunlar hep onlara yaşattığın acılardan sonra, tekrar gelip kendilerini bellemenden korkuyorlar. o yüzden sadece kendi hayallerini anlatıyorlar. gerçi biz bile tanımlayamıyoruz ki senin büyüklüğünü, onlar dapdar kafalarıyla neyi anlasınlar? aslında bal gibi biliyorlar herşeyi, ama işlerine geldiği gibi söylüyorlar. ama sen de bizi biliyorsun. amatöre düşsen, 1 avuç kalsak, tüm dünya bize karşı olsa, hiç yalnız bırakır mıyız?

Öyle siktiriboktan iddalar var ki, artık cevap vermek bile istemiyor insan.Gerizekalılarla uğraşmaktan ne olduğunu anlayamıyoruz anasını satayım.İddaanameyi okuyacağız anlayacağız ne skimse, düşecekse düşeceğiz de, memlekette ne kadar gerizekalı varsa başına üşüştü takımın.Bir anda herkes spor yorumcusu kesildi.Üstüne üstlük, sikindirik haberleri kanıt diye getiriyorlar hala.Siktir gitsinler bi baksınlar kimmiş,öğrensinler kimmiş o adam, ne imiş, hakkında yazılan yüzden fazla yazıları okusunlar, git bir okuyun, okuyun lan, öğrenin, gerizekalılık yapmadan öğrenin.


Fenerbahçe’yi 3 temmuz öncesi de dilinden düşürmeyenler o tarihle başlayan süreçte iyice gemi azıya aldılar.Düne kadar Fenerbahçe Spor Kulübü başkanının ismini destursuz ağzına alamayanlar; karşısında, sahibini görmüş it gibi duranlar bugünlerde geçmişteki acılarını kusmaktalar.Aziz yıldırım’ı zerre sevmem,bilen bilir.Sadece Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı kimliğine ve Fenerbahçe için yaptıklarına saygı duyarım.Benim için önemli olan isimler değil, Fenerbahçe Spor Kulübüdür.Eğer bu kişiler Fenerbahçe ismini kötü bir eyleme bulaştırmışlarsa onun da hesabını sorarız.Siz değil.Nefretlerini kusan köpekler dün havlıyorlardı, bugün daha bi sesli havlıyorlar.Yarın da havlayacaklar. havlayarak bekleyin siz anam.

Bu takımın şike yapıp yapmadığı artık hiç önemli değil.5 aydır yapılan yayınlar, alınan tavırlar zaten suçlu konumuna getirdi.Şu saatten sonra aklansa bile rakip takımlar için kollanan kulüp olacak. Yapılmak istenen yapıldı.5 değil, bütün branşlarda 8er lig aşağı düşse de taraftarının gidip destekleyeceği armaya sahi.Bundandır büyüklüğü; ve daha da ötesi, bunu cümle aleme göstermiş olmasından, hepinizin bunu adınız gibi bilmesindendir.5 değil 8 lig aşağı düşse de en fazla 8 sene rahat edebileceksiniz.Sonra yine gelir, hepinizi sırayla beller. bundandır bu kadar ağlamanız.

Hakikaten millet nelerle uğraşıyor.Ne baskılar var milletin üstünde.Bi de gerilip birbirimize yüklenmeye ne gerek var ki.Ha tartışalım tabi ama “bazı a.k çocukları böyle böyle diyo, yok bu o.ç zaten böyle” demeye ne gerek var?”

Küme düşerse napalım abi? Takımımızı bırakcak halimiz yok.Gene gideriz maçlarına gene izleriz takımımızı.Şu karar bi an önce çıksın artık puan mı silincek küme mi düşücek belli olsun.En başta Futbol Federasyonu sonra kulüp başkanları sonra basın milleti o kadar çok gerdi ki bunun baş sorumlusu TFF’dir.Başka açıklaması yok.Bi bitmedi amk.”biz dosyayı oraya gönderdik” “dosya ordan gelicek onu bekliyoruz” “sms hakkımız bitmiş dosya gelemedi” vs vs. bitsin de ortalık durulsun artık.

Şu dünyada bi futbol bi de nba zevkimiz vardı.İkisininde anası öyle bi okşandı ki bu sene bıktık artık.Hiç bi zevkimiz kalmadı.

“fenerbahçe düşsün!!”
e düşsün abi napalım?Şu beklenen savunma gelsin mahkeme kararını versin.Suçlu bulunduysa -adı geçen bütün takımlar- ne ceza hakediliyosa verilsin.Ben takımım küme düştü diye utanmam.Şike yapıldığı sabitleşirse elbette bu olanları da unutcak değilim.Bunlar güzel şeyler değil. 

Ölüme kadar Fenerbahçe’nin yanındayız.Haklarını savunacağız.Haksızlık yapmışsa bunun yanlış olduğunu da söyleyeceğiz.

 Kim ne derse desin başarısı en kıskanılan, bir şekilde önü kesilen, masumiyet karinesinin en açık ihlaline rağmen avrupadan çıkarılan, Türkiyede ve Avrupa’da kimle oynarsa oynasın rakip taraftarların rakibini tuttuğu, büyüklüğünün buradan belli olduğu, her türlü engellemeye rağmen her branşta yine, halen zirveye oynayan, Türkiye’nin en büyük spor kulübü.


Ama siz de lütfen şu folloş olmuş ağızlarınızı kapatmayı bilin.

Okuduğunuz için teşekkürler.

 -Sevgi




“Hayatı boyunca sadece ölmek için doğduğunu düşünen ve yaşamı boyunca buna dair tüm düşüncelerini bir defterde toplamış olan bir adam, artık dünyayı terk etmeye karar vermiştir.” diyor.

…Aslında biliyor musun ne oldu?
Ne hale geldik biliyor musun?
Korkunç bir uyumsuzluk edindik;
Ve dünya bilmez artık bizi…



[Flash 9 is required to listen to audio.]
Artist: Cem Adrian 13 plays

Eğer şarkıyı ben söylüyor olsaydım, ağlamaktan söylüyor olamazdım. 




sen anlamadan hayatındaki boşluklara sızıp oralara dolan her insan, dolduğu boşluğun şeklini alır zerafetle.
ama güzelce dolduğu o boşluklardan çıkarırken onları birer birer vakti geldiğinde, biraz canın acıyacak, biliyorsun.
kesilen bir kolun yerinde o kolu hala hissetmek gibi.
boş, ama dolu.
var, ama yok.
kısa bir süre için.
geçmiyormuş gibi.

sen anlamadan hayatındaki boşluklara sızıp oralara dolan her insan, dolduğu boşluğun şeklini alır zerafetle.

ama güzelce dolduğu o boşluklardan çıkarırken onları birer birer vakti geldiğinde, biraz canın acıyacak, biliyorsun.

kesilen bir kolun yerinde o kolu hala hissetmek gibi.

boş, ama dolu.

var, ama yok.

kısa bir süre için.

geçmiyormuş gibi.




Dokunmayan eller hissedebilir tenini. Söylenmemiş sözler boğazına çöküp öldürebilir ağırlığıyla.
Verilmemiş her söz, eşi benzeri görülmemiş bir hainlik sanılabilir.
Delinmemiş bir beden, sana dünyanın bütün arzularını birden bahşedebilir bir anda.
Görmeyen gözlerin, başına düşen geceyle beraber açılabilir.
Bekledikçe sivrilebilir dişlerin, ciğerin gittikçe kararabilir. Ağzına gelen kanın tadı, iştahını açıp seni usta bir avcı yapabilir.
Kanatana kadar sevesin gelir bir gün ansızın.
Olabilir.

Dokunmayan eller hissedebilir tenini. Söylenmemiş sözler boğazına çöküp öldürebilir ağırlığıyla.

Verilmemiş her söz, eşi benzeri görülmemiş bir hainlik sanılabilir.

Delinmemiş bir beden, sana dünyanın bütün arzularını birden bahşedebilir bir anda.

Görmeyen gözlerin, başına düşen geceyle beraber açılabilir.

Bekledikçe sivrilebilir dişlerin, ciğerin gittikçe kararabilir. Ağzına gelen kanın tadı, iştahını açıp seni usta bir avcı yapabilir.

Kanatana kadar sevesin gelir bir gün ansızın.

Olabilir.




Kağıttan gemilerimizle yaptığımız kumdan kalelerimize ulaşmaya çabalarız biz…
Hayat bu ya.
Umut diyerek.



Kokular bir yana şişelerini çok seviyorum. Her ne kadar bazıları ‘dışı hoş içi boş’ olsa da.. Nasıl, aynı insanlar gibi..Yine de sevdiğim kokuyu kullanıyorum elbette, güzel şişe konusu ayrı.

Koku deyince bir de aklıma Patrick Süskind’in “Koku”su geldi. Güzeldir. Okunmalı. İzlenmeli demiyorum, okuyunca izleyemedim çünkü.

Kokular bir yana şişelerini çok seviyorum. Her ne kadar bazıları ‘dışı hoş içi boş’ olsa da.. Nasıl, aynı insanlar gibi..Yine de sevdiğim kokuyu kullanıyorum elbette, güzel şişe konusu ayrı.
Koku deyince bir de aklıma Patrick Süskind’in “Koku”su geldi. Güzeldir. Okunmalı. İzlenmeli demiyorum, okuyunca izleyemedim çünkü.



Kendini seçebilse insan, bırakıp kaçabilse..

Kimseye anlatamadıkları vardır insanların, insanlara..Hayat bu ya herkes anlatmak ister de kimse dinlemek istemez. Bense telesekretere bile konuşamayanlardanım.Susmayı öğrenince büyüyor insan.. Susmayı öğrendim,anlatmamayı. Belkide hırçınlığım bundan.Daha neler öğreneceğim hakkında fikrim yok.Tek bildiğim zorlandığım. Avuç içlerimin ıslaklığı dişlerimde duyduğum gıcırtı.


Kendini seçebilse insan..Bırakıp kaçabilse.. Sezen haklı..” Yazmadığn bir hikayede uzun ya da kısa vadede az biraz öğreniyorsun.. Öteki olabilmeyi,yerine koyabilmeyi, geride durabilmeyi öğreniyorsun..”



evet dayanamadım ve bunu yaptım. insanların öve öve bitiremediği true blood’ı izledim. gerçi daha ilk sezonu bitirebildim ama ( ayheytyusukuul ) başlamak bitirmenin yarısıdır filan. ilk bölümlerde ” bu ne olm amma sevişgenler işleri güçleri yok mu bunların aa ” diyerek, türkiş genlerime yakışan tepkiler verirken, az önce kendimi ” hayır! olamaz lan ölmemiştir o muhu” diye ağlarken buldum. nereden nereye. adamların hakkını yememek lazım efektlere fena emek harcamışlar. neredeyse gerçekçi olacakmış. neredeyse. bugünlerde bir vampirin erime sahnesini çekmek ne kadara mal oluyor biliyo musunuz, HA ? ben bilmiyorum çünkü. not: daha dişlek ve ruhsuz bi başrol oyuncusu bulamamışlar sanırım. istediğiniz sarışın ben olabilirim bebeğim. kapım daima açık benden söylemesi. bak burda bahsediyorum sizden reklam da sayılır hani. olmaz mı kanka ?mükemmel ( cidden mükemmel, ben öyle her şarkıyı beğenmem, garanti veriyorum bak. ) jenerik şarkısı bir tık ötenizde. 

http://www.youtube.com/watch?v=MDY42pFwq7c

evet dayanamadım ve bunu yaptım. insanların öve öve bitiremediği true blood’ı izledim. gerçi daha ilk sezonu bitirebildim ama ( ayheytyusukuul ) başlamak bitirmenin yarısıdır filan. ilk bölümlerde ” bu ne olm amma sevişgenler işleri güçleri yok mu bunların aa ” diyerek, türkiş genlerime yakışan tepkiler verirken, az önce kendimi ” hayır! olamaz lan ölmemiştir o muhu” diye ağlarken buldum. nereden nereye. adamların hakkını yememek lazım efektlere fena emek harcamışlar. neredeyse gerçekçi olacakmış. neredeyse. bugünlerde bir vampirin erime sahnesini çekmek ne kadara mal oluyor biliyo musunuz, HA ? ben bilmiyorum çünkü. 

not: daha dişlek ve ruhsuz bi başrol oyuncusu bulamamışlar sanırım. istediğiniz sarışın ben olabilirim bebeğim. kapım daima açık benden söylemesi. bak burda bahsediyorum sizden reklam da sayılır hani. olmaz mı kanka ?

mükemmel ( cidden mükemmel, ben öyle her şarkıyı beğenmem, garanti veriyorum bak. ) jenerik şarkısı bir tık ötenizde. 

http://www.youtube.com/watch?v=MDY42pFwq7c




[Flash 9 is required to listen to audio.]
Title: I Don't Care Artist: Apocalyptica 1 play

Dibe vurduran,gögüs kafesinin derinlerinde bir yerlerde bir kanca ile içinizi parçalayan şarkıdır.İlk dinlendiğinde şok etkisi ile beraberinde bir depresiflik verir ancak bunun sebebi şarkının muhteşem derecede güzel olmasından kaynaklanıyordur.İyi dinlemeler.





"Kendi kendine konuşana deli derlermiş, düşündüm ki sizinle konuşuyomuş havası verirsem içsel saçmalamalarım deli damgası yemez. Hoş, yese de çok fark etmez. Önceden uyarmalıyım sizleri, bu okuduklarınız hayatınızı daha güzel falan yapmıcak, sosyal mesaj içeriğiyle boğmıcak sizi, dünyayı daha güzel bi yer haline getirme amacım falan da yok. Saçmalıyom lan ben!"

I'm following: